top of page

Bir Çocuğun Elindeki Bıçak: Nerede Başlıyor Bu Hikâye?

  • 3 Mar
  • 2 dakikada okunur

Dün yine yüreğimiz yandı.

Bir öğretmen. Bir eğitimci. Bir sınıfın rehberi.


Bir öğretmenin bıçaklanarak hayatını kaybetmesi, sadece bir asayiş haberi değildir. Bu, toplum olarak aynaya bakmamız gereken bir andır.


Çünkü bir öğrenci öğretmenine bıçak çekiyorsa, mesele sadece “o an” değildir.

O an, uzun bir birikimin sonucudur.


Okul dediğimiz yer yalnızca akademik bilgi verilen bir alan değildir. Orası aynı zamanda otoriteyle tanışılan, sınırın öğrenildiği, hayal kırıklığına dayanmanın pratiğinin yapıldığı bir yerdir. Öğretmen ise bu yapının merkezindedir.


Peki çocuk öğretmene nasıl bakmayı öğrenir?


Evde.


Evde öğretmen hakkında nasıl konuşuluyor?

Evde otorite nasıl temsil ediliyor?

Evde sınır nasıl konuluyor?


Eğer çocuk evde sürekli bağırılan bir ortamda büyüyorsa, bağırmayı normalleştirir.

Eğer evde her istediği yapılıyorsa, “hayır” kelimesini tehdit gibi algılar.

Eğer anne baba çocuğun yanında öğretmeni küçümsüyorsa, çocuk için öğretmen saygı duyulacak biri olmaktan çıkar.


Şiddet bir anda ortaya çıkmaz.

Önce dil sertleşir.

Sonra saygı azalır.

Sonra sınır zorlanır.

Ve bir gün kontrol kaybolur.


Öğretmene yönelik şiddet, aslında otoriteyle sağlıklı ilişki kuramamanın en ağır sonucudur.


Bugün çocukların öfke eşiği düşük. Hayal kırıklığına tahammül zayıf. “İstemiyorum” dediğinde dünyanın durmasını bekleyen bir yapı gelişebiliyor. Bu noktada aile tutumu belirleyici oluyor.


Çok sert bir ev ortamında büyüyen çocuk, ya içine kapanır ya da gücü eline geçirdiği yerde patlar.

Sınır görmeden büyüyen çocuk ise ilk ciddi sınırla okulda karşılaşır ve bunu tehdit olarak algılayabilir.


Her iki uç da risklidir.


Çocuğun ihtiyacı olan şey korku değil; güvenli sınırdır.

Sevgi ama kuralsızlık değil.

Disiplin ama aşağılama değil.


Anne baba olarak kendimize sormalıyız:

Biz evde sorunları nasıl çözüyoruz?

Bağırarak mı? Susturarak mı? Yoksa konuşarak mı?


Çocuklar öğütle değil, modelle öğrenir.


Fatma Nur öğretmenin kaybı, yalnızca bir bireyin değil, bir sistemin alarmıdır.

Okulun güvenli alan olması gerekirken, öğretmenin kendini korumasız hissettiği bir ortam oluşuyorsa, burada aile-okul-toplum zincirinin bir yerinde kopukluk vardır.


Çözüm sadece cezayı artırmak değildir. Hukuk elbette gereğini yapmalıdır. Ancak önleme, evde başlar.


  • Çocuğa öfkesini nasıl ifade edeceğini öğretmek,

  • “Haklı olsan bile zarar veremezsin” sınırını net koymak,

  • Öğretmeni çocuğun gözünde itibarsızlaştırmamak,

  • Okulla çatışmak yerine iş birliği yapmak,

  • Duygusal dayanıklılığı küçük yaşta geliştirmek…


Bunlar küçük görünen ama büyük kırılmaları engelleyen adımlardır.


Bir öğretmenin ölümü, sadece bir haber olarak geçmemeli.

Bu olay bize şunu hatırlatmalı:

Şiddet bir bireysel sapma değil, bir kültürel iklim meselesidir.


Evde saygı dili güçlenmeden,

Evde sınır sağlıklı kurulmadan,

Evde duygu konuşulmadan…


Okulda güvenliği kalıcı şekilde sağlayamayız.


Fatma Nur öğretmenin adı bir acı olarak kalmasın.

Onun adı, bize sorumluluğu hatırlatsın.


Çünkü hiçbir çocuk bir günde şiddete dönüşmez.

Ve hiçbir şiddet, tamamen tesadüf değildir.


Şiddetin olmadığı günlere ulaşmak dileğiyle…


Özel İz Rehberlik ve Psikolojik Danışma Merkezi

 
 
 

Yorumlar


Çalışma Saatleri

Salı - Cumartesi: 13.00 - 19.00

Pazar-Pazartesi: Kapalı

Tüm Sorularınızı Buradan İletebilirsiniz

Gönderdiğiniz için teşekkürler!

bottom of page